eylülün dört öyküsü
- Esma Aydan Dikmen Aksoy

- 12 Ara 2014
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Nis 2020
24.09
içeride tam 280 kişiydik. gürültüden bunalmıştık, başımız çatlamak üzereydi ve kalabalığa rağmen üşüyorduk. bütün yüzlerde bezgin gözler... yine rakamlardan ibarettik, sıra bekliyorduk. sonra onu gördüm, kapıya yakın, önünde bir bebek arabası, bekliyordu. numaralara bakmıyordu. bizler sinirli görünüyorduk, o ise gergin görünüyordu. ellerini sıkı sıkı tutuyordu bebek arabasının üzerinde. rakamlar akıyordu, gürültü artıyordu. sıra bir türlü bana gelmiyordu. tam o sırada "bayana yol açın!" diye seslendi güvenlik görevlisi. "bakın bebeği var arabada, geçemiyor." kalabalıkta bir hareketlenme oldu. o anda çekti kadın ellerini arabadan, karnına dokundu ve öldürdü bizleri.
boğucu bir sıcaklığın ortasında, toz ve deri parçaları, paramparça olan kemikler ve kan gölü arasında öldük biz. neden? bilinmez.
*
17.09
anlatmakla olacak gibi bir gün değildi azizim. sabahın ilk saatlerinde kırılmıştı kalbim. daha güneş bile doğmadan, anlıyor musun? ben de tuttum, geç uyudum o gün. çünkü uyku mutlulukla olur, güzel rüyalar da. yetmedi erkenden uyandım. günümün geri kalanı ise şu insanı üşüten kapkaranlık yağmurlu gökyüzü yok mu, işte onun gibi geçti. oysa insan bir gökkuşağına hasret, bekliyor efendim. sonrasında gökkuşağını ayağıma getireyim diye rengarenk ayakkabılar da giydim, olmadı. her eylül böyle geçiyor. son iki yıldır, saat gibi.
işte böyle bir şeydi azizim. anlamak istemeyene daha nasıl anlatayım?
*
19.09
bütün yazacaklarımı unuttum. oysa geceden bir cümle koymuştum masanın üzerine. neşelenmek için aldığım o renk renk çiçeklerin yanına... sabaha kadar burada dursun demiştim, dursun da çiçek koksun yazacaklarım; güneşlensin ekime kadar.
derin bir uykuya daldım geceleyin. bin rüya gördüm ve bin birinciye uyandım. "üç kez seni seviyorum diye uyandım, tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim" rüyamda kuşlar gördüm, tekrar tekrar gelmelerinden ve kendilerinden korkmadığım kuşlar. uyandım, yoktular.
*
24.09
elinde tuttuğu şişeyi hırsla yere fırlattı. "yine yapamadım!" diye bağırdı kuşlarına. kuşları ürktü onun sesinden. hala alışamamışlardı.
şişe yere çarptığı gibi parçalara ayrıldı. tuz ile buz! içinden yeşil bir düş aktı yere. yavaşça çözüldü parkenin boyası. köpükler içinde yok olup gitti ilk katman. tahta can havliyle hırıltılar çıkarıp eridi biraz. "yine ucuz atlattım, sadece yaralandım" diye sevindi.
kendi eserine acıyan bir gururla baktı kadın. yıllar boyu laboratuvarına kapanıp bulduğu o formülle, o yeşil düşle kendine kıymayı bırak parkeye bile kıyamamıştı. kendini öldürememişti yine, parkeyi de öldürememişti. "bir yara daha" dedi önce kalbine, sonra halının saklayamadığı incinmiş tahtalara bakıp.
"bir yara daha, bu geceden anı defterime."



Yorumlar