top of page

hırka

  • Yazarın fotoğrafı: Esma Aydan Dikmen Aksoy
    Esma Aydan Dikmen Aksoy
  • 2 Şub 2016
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 Nis 2020


Gezmeyi çok sevdiğim o köhne mahallede yıllardır boş duran bir eski ev var. Benim işim bu: Gözüme kestirdiğim eski evleri satın almak. Sonra yeni evler yapıyorum onlardan. Duvarlara biraz mavi, mutfağa biraz ışık… Yerlere güzel halılar, halıların altına parkeler ve taşlar… İçine birkaç eşya işte, bazen sade bazen değil. Dışına pembe panjur, ruhuna mutluluk… Bir de satacak birini bulursam değmeyin keyfime.

Bu evin sahibini bulmak zor oldu. Yaşlı, hasta bir kadınmış. En zoru böylesidir. Anılarım var der, nerede kalacağım der, payına razı gelmez ve daha nice huysuzluk. Tabii hakkını yemeyeyim kadının, bu seferki sesi bile çıkmayan yorgun bir ihtiyar. Oğlu için aynı şeyi söyleyemem tabii! Çetin bir pazarlık sonrası artık eski ev benim.

İki katlı sobalı bir ev burası. Dış kapısı tahta, rengi beyaz. Üzerinden boyalar uçup gitmiş. Duvarlarda çocuk çizimleri… Mavi duvar boyası istemsizce yere düşmüş. Kilitte de sorun var, biraz zor açılıyor.

Yerde eski bir kilim koridor boyunca uzanmış yatıyor. Yıllardır uyuyor belli ki yattığı yerde, tozlanmış. Alt katta küçücük bir mutfak var. Birkaç raf, birkaç dolap… İçlerinde demir kaseler, melamin tabaklar… Rafta çay bardakları, yıllardır ısınmamış. Mutfağın karşısına tuvaleti koymuşlar. Alaturka tuvalet çimento zeminin üzerine kondurulmuş. Küçük bir lavabo bir de duş ahizesi… Ne duşakabin ne de duş perdesi… Tahmin edersiniz, genelde böyle olurlar.

Tahta, köşe dönen merdivenler var koridorun ucunda. Merdiven dayanıksız, yaşlı kadın kadar yorgun, çürümüş ve yalnız. Yukarı koridorda üç kapı var. Biri küçük bir odaya açılıyor; ya banyo ya da kiler yapmalı. Diğeri yatak odası. İçinde elbise dolabı, demir somya; bir de soba, kömür nedir unutmuş. Diğer kapı salona açılıyor. Köşe dönen eski bir takım, biblolar, tüplü televizyon ve yerde büyükçe bir halı var. Duvarın kenarında kuzineli bir soba, kovasındaysa yanmamış patates kabukları… Salonda pek sağlam durmayan bir balkon; güzel manzaralı. Geceleri yıldız tutar, gündüzleri şehri izlersin. Ama biraz soğuk, hava bugün esiyor.

Salona içeriden açılan iki kapı var . İkisinde de birer yatak, birkaç kitap, fotoğraflar… Uyarmıştı oğul; fotoğrafları, eşyaları sakın bize getirme diye. Zaten hiçbiri kullanılacak halde değil.

Kamyonu getirdiler kapıya; kilim, tabak, yatak ne varsa gitti. Severim eski fotoğrafları. “Fotoğrafları ben alırım.” dedim. Ciğerime toz doldu. İşte tozun içinde doğdu yaşlı kadın. Daha yaşlanmamış, bembeyaz, küçücük. Mini etekli çıtı pıtı bir kız; burada yürüyor, burada koşuyor. Annesini de tanıştırdı, babasını da. Öğretmenini de okula başladığında gördüm. Bunlar arkadaşları, burada aşık. Siyah beyaz üzülmüş şurada. Burada saçlarını rüzgara vermiş, denize bakıyor. Hemen önümde evlenmiş, üç çocuğu olmuş. Adlarını kocası koymuş, yazıyor; Ahmet, Ayşe, Ali. Evi bana satan Ali’ye benziyor.

Yan odada bir adam saklanıyor. Burada doğmuş, burada yürüyor. Sünnet olmuş, korkuyor. Okula gitmiş, yazıyor. Askere gitmiş, gururlanıyor. Adam evlenmiyor. Çocukları olmuyor. Kadınla fotoğrafları da yok. Adları da yazmıyor. Kadının kocası iki odayı ayıran duvarda nöbette. Kaşları çatık, saçları ak. Kadından da on yaş büyük mü ne. Adam korkmuş, odadan çıkamıyor; kadın korkmuş, adama gidemiyor.

Toz gözüne kaçtı Ali’nin. Ali bisikletten düştü. Ayşe’yi köpek ısırdı o kargaşada. Ahmet de kolunu kırdı üstüne üstlük. Hepsi burada; görüyorum, renkli. Önce hastaneye gittiler. Okula da gittiler sonra. Mutlu da oldular. Kadın neden hala gülmüyor?

Otuz yıl sonra duvardan indi koca. Bakışları yumuşadı, öldü gitti bir sabah. Adamın haberi yok, kadın ağlamıyor.

Bu eve isimler sinmiş. Fotoğraflar, anılar… Tüm eve kalorifer döşemeli ki soğukluğu gitsin odaların. Duvarları rengarenk boyamalı, mavisi ve yeşili çok olmalı yine de. Yerlere sade halılar koymalı. Dış duvarı da maviye boyamalı, üzerine asma dolamalı. Salona rahat koltuklar koymalı, üzerinde film izlemelik. Balkona da aynısından, iki kişilik. Yıldızlara yakın, şehir kenarı. Bir hırka bırakmalı koltuğun kenarına, adam da kadın da üşümesin. Bir de sünger, çekmelik tüm kötü günlerin üzerine.

*Bu öykü Bambu Tiyatro ve Kültür Sanat Dergisi'nin 4.sayısında yayımlanmıştır.

Yorumlar


Esma Aydan Dikmen Aksoy
 

Bir gece olur yazarım, bir gündüz olur okurum. Bazen bir renk olurum, bazen bir kedi. Biraz kurmalı saat de, en çok kına kokusu...

 

aa1ada05-ffef-4fcf-b863-52a4d56510f4.jpg
bottom of page