top of page

bunu mutlaka yapalım

  • Yazarın fotoğrafı: Esma Aydan Dikmen Aksoy
    Esma Aydan Dikmen Aksoy
  • 7 Oca
  • 3 dakikada okunur




Aslında biraz yazsam iyi olur. Belki ekrana değil de kağıda, belki parmakla değil de kalem elimi acıta acıta. Kimsenin okuması gerekmeden ve böylece bir şey gizlemeden cümle aralarına. Büyük şeyler anlatmadan, yani saklayarak annemin nasıl öldüğünü ve sonrasında bana neler olduğunu. Yalnızca yazsam, sadece yazıyor olmak için.



Elbette bir zaman bundan daha büyük hayallerim vardı. Dergi çıkarıp öykü seçtiğim ya da kendi öykülerimi sesli okuduğum günler oldu. Hatta daha gençken roman bile yazdım. Ama bunların üstünden çok geçti. Neredeyse her konuda "dulluğum evliliğimi aştı."



Dün kızımın eski videolarına baktım. Bir bebeği nasıl bugüne getirdiğimize şaşırdım. Şimdi neredeyse her şeyi anlayıp anlatabiliyor, bir süre öncesini çok net hatırlıyor. Bense eskiden dediğim bir sürü şeyi unuttum. Ama buna dair o kalp sızısını da bıraktım. Sanki yalıtımı çok iyi olan bir hayat apartmanında üst kattaki daireye taşındım. Bardakla da dinliyorum, alt kattan ses gelmiyor.



Dün çok güzel bir şiir okudum. Aslında ne dediğini hiç anlamadım; ama kaç farklı dizesinde farklı kendilerimi buldum. Yine de bence en az üç yerde çoktan bitmeliydi. Sayfa sayfa devam edip dize dize giden bir öykü gibiydi. Yazarı diyelim, benden iki yaş büyükmüş. Artık başkalarının ne yaptığına kendimden bakmadığım bir yaştayım. Tamam, dedim kapattım.



Dün ilk defa kızım oyun oynarken benim kitap okumama izin verdi. Ne kadar büyüdüğüne şaştım. Hatırlıyorum yakın geçmişi, yalnızca uyurken kitap okuduğum veya uzunca bir zaman hiç okumadığım günleri. Şimdi bazen tamam deyiveriyor. Çok kabullenici, normal ve sakin bir tamam bu, yazarken gözlerim doluyor.



Kimse bakmadığında daha çok kendimiz olabiliriz. Ama kimsenin bakmadığını sormadan nasıl teyit edeceğiz?



Bir klavyem vardı, evde kaldı. Eskiden de defter kalem taşırdım yanımda. O zamanlar şemsiyenin yağmuru getireceğine inancım tamdı. Şimdi izlemiyorum haberleri, o nedenle bilmiyorum şehirlerin derecesini.



Kolay değil sığmaya çalıştığın bazı şeylerden çıkıp onları atmak. Bunu iki yılın sonunda zorunluluktan yapıyorum. Hiç umudum olmasa o da kötü. Farklı farklı zamanlarda kendimi arıyorum.



Ne güzel olurdu bir yılanın kabuğundan sıyrılabildiği gibi ben de şu hukuk nosyonundan sıyrılabilsem. Hiç olmazsa çabalamamayı öğrendim. Belki çok sıcak bir günde, üzerimde iyice kuruyup  çatlamasına izin verirsem.



Aboneler de görmese burada tek başımayım. Ne var ki kağıda değil de dijitale yazdım. Belki bir gün her şeyi kapatır giderim. Bir keresinde bir arkadaşım siyahın hikayesi bitti mi dediğinde çok alınmıştım. Şimdi, bilmem belki de dediğim yaştayım.



Bu arada geçenlerde, annemin evine taşınırken, bu bloga ismini veren tabloyu çöpe attım.



Bence öykünün ilk bitiş yeri yukarısıydı. Herhalde şair de devam etmek istemiş yazmaya. Acaba onun da kreşte bir kızı var mı?



Bu arada artık 12 dakikadan fazlasına sahibim ama bu bir pasta grafiği gibi. Pastanın yüzde kaçı gerçekten benim?



Yollar köprüler yapan bir arkadaşım vardı, bunu unutulmamanın bir yolu sanırdı. Ben de bir müteahhittim ona göre, kelimelerle inşa eden anılarda kimliği. Uzun zamandır görmedim, bilmem unutuldu sayılır mı, unutulmak bir öyküde artık hiç anılmamak mı?



Annem pat diye ölüverince, bazı hikayelerde bazı kahramanlara çok acayip şeyler oldu. Ama bunu anlatabilmek, herhalde bir roman olurdu. Oysa harika olmuş yapabilenin yazdığı, ben okudum ama anlatmaya sesim çıkmadı.



Bu öykünün ikinci bitişi de yukarıdaki cümleydi. Hala biraz vaktim var, yine de birazdan doğal ihtiyaçlarla bölünecek. Yavaştan toparlanacağım, kızımı bekletmeyeceğim. Yorgun gözlerle gelecek. Oysa eskiden bir öyküyü tekrar tekrar okurdum. Bugünse okuldan sonra misafir gelecek. Zaman değişiyor ve aynı değil alışkanlıklar, ama aklımda hala çok gençken duyduğum bazı cümleler, kalıplar.



Bu arada farkındayım, otuz dört hala genç bir yaş. Yine de garip bir kaç yıl sonra yakın gözlüğü kullanacak olmak.



Son olarak bu öykü bence yukarıda bitmeliydi. Ama uzatarak tadını değiştirmek bazı şeyleri, bir sakız gibi. Çokça toz toplardı annemin sakızları. Son günler çiğnememiş mi, dedemlerde hiç çıkmadı.



Aslında anlatmak istediğim bu değil. Eskiden böyle vakitlerim vardı. Arkada hafif insan gürültüsü ve içimde birazdan başlayacak oyunun heyacanı, bir fuaye alanında tiyatroları beklerdim. Geçenlerde aklıma geldi epey uzun zamandır gitmedim. Bunu yeniden yapacağım zamanı altı yıl sonra olarak belirledim.



Kendi kendime konuşurken bunu yapmaktan keyif aldım. Bir daha ne zaman olur bilmem, ama mutlaka tekrar buluşalım.


 
 
 

Yorumlar


Esma Aydan Dikmen Aksoy
 

Bir gece olur yazarım, bir gündüz olur okurum. Bazen bir renk olurum, bazen bir kedi. Biraz kurmalı saat de, en çok kına kokusu...

 

aa1ada05-ffef-4fcf-b863-52a4d56510f4.jpg
bottom of page